Kime güvenebilirim?

(Bu yazıdan, Baran 14 yaşında, arkadaşları ona Einstein diyor gibi hissettiren her maddeyi çıkardım. Yalan söylemeyen, gibi. Hadi canım? Atıyosun.)

Soruyu biraz daha zorlaştıralım. Bugüne kadar güvenli “gibi” görünen hangi sırtlara yaslanmamak lazım?

Dikkat çekmek istediğim grup; Birbiriyle çelişen arzulara sahip olan insanlar.

Bu insanların davranışlarına bir bakalım;

1) Kimse onun yaşadığı zorlukları anlamadığı için şikayet eder ama o da, başkalarının yaşadığı zorlukların yeterince zor olmadığını düşünür.

Cümle içinde “küçümseme” kelimesini hiç geçirmez ama davranışlarıyla başkalarının hayatlarını küçümser.

Belli ki karşımızda, anlaşılmadığı için şikayet eden ama anlamak için çaba sarf etmeyen biri var.

Bugün aynı tarafta yer alıyor olsak bile, eninde sonunda başkalarına takındığı bu tavırdan, biz de payımıza düşeni alırız.

2) Sevdiklerine değer verdiğini söyler ama tanımadığı insanların gözlerinde bir ışıltı olabilmek uğruna, tanıdığı insanların gözlerindeki ışıltının sönmesine izin verir.

Bir insan çok fazla sosyal medyadaysa, nerede değildir? Kimin zamanından alıp da, size vermiştir?

Bir yerde çok olan, başka bir yerde çok olamaz.

Size uzatılan el, kime uzatılmadığı için size uzatılabiliyor diye de düşünmek lazım. Bu hayatta her şey bir zaman takası vasıtası ile gerçekleşir.

Bir insandan bir şey istiyorsak, onu halihazırda dünyaya sunuyor olmalı.

Yakınlarına değer vermesi, biz onun yakını olmasak bile, bir yabancı olarak bizim adımıza daha iyi bir şeydir.

3) Sahip olmadığı bir şey, iyi bir şey ise onu takdir edemez. Sahip olduğu şey, değerli bir şey ise de ona nankörlük etmeyecek kadar kıymet bilmez.

Karşınızda bir taraftan egosunu kontrol edemeyen, diğer taraftan ise hedonik adaptasyonla nasıl başa çıkabileceğini bilmeyen bir insan var.

İyi bir şey yapıldığında ortada görünmeyen, kötü bir şey yapıldığında ise en ön saflarda ismini gördüğümüz birinin bu bozuk terazisi, yıllar içinde yeri gelir bizi de tartar.

Peki o teraziden sağ çıkabilir miyiz? Sağ çıksak bile, yaptığımız doğruları görmeyen birinin bize bakış açısı, bize kendimizi nasıl hissettirir?

4) Aşık olmak ister, olunca da güvende hissetmek. Güvende hissedince ise yeniden aşık olmak ister.

Aşkı, yenilikle değil yabancılarla, güveni ise davranışlarla değil yakınlıkla eşleştirmiştir.

Bir zamanlar yabancı olduğunuz için sevindiğiniz bu durum, yarın yakın olan tarafa geçtiğinizde, yeni bir aşk için geride bırakılması gereken kişiye çevirir sizi.

(Bence) Ömür boyu aşk mümkündür ama entelektüel bilgi olmadan mümkün değildir.

Hormonları harekete geçtiğinde onlara dur diyebiliyor mu? Harekete geçmediğinde onları nasıl harekete geçireceğini biliyor mu?

Bilmiyorsa.. Zamanla uzaklaştık nasıl oldu anlamadım der, samimiyetle. Gerçekten samimidir. O da bilmemektedir neden böyle olduğunu.

Aynı samimiyetle, aldatılırsınız da. Böyle olmasını beklemiyordum, der. Sözlerinde de gram yalan yoktur. Hakikaten beklemiyordur.

Tam da hayatın karşımıza çıkarabileceği bu olasılıklar nedeniyle, kendini eğitememiş bir insanın herhangi bir romantik bağı, bir ömüre yaymasının mümkün olmadığını düşünüyorum.

Aşkın ömrüne biçilen 3-5 yılın ise, insanların ortalamada kaç kitap okuyor istatistiklerinden bir farkı yok.

Spektrumun ortasında öbeklenmiş grup, aşkın ne kadar sürebileceğinin bir kanıtı olamaz.

(İnsan ilişkilerine dair istatistikler kağıt üstünde anlamlı olabilir ve bir topluluğu anlamaya çalışırken ama hayatın içinde anlamını yitirir.

Spektrumun ortasındaki biriyle mi yoksa ucundaki biriyle mi konuştuğunuzu başlangıçta bilemezsiniz.

Genellemeler, istatistiklerdeki ortadaki gruba göre oluşturulur. Hayatın içinde ise her insan kendi içinde yeniden değerlendirilmelidir.)

En uzun madde bu oldu çünkü evleneceğimiz insan kadar, hayatımızı tam ortasından, sonsuza kadar değiştirecek biri yok. Doğal olarak da insan en çok bu konuda ince düşünerek hareket etmeli.

Entelektüel tezime hormonlar tarafından destek vermese de, sohbet tarafından destek veren Nietzsche’nin bir sözü var;

“Evlenmek üzere olan bir insan kendi kendine şu soruyu sormalıdır; İleriki yaşlarda da onunla tatmin edici konuşmalar yapabileceğini düşünüyor musun? Evlilikte bunun dışındaki her şey geçicidir, ilişkinin çoğu konuşmayla geçer.” – Human, All Too Human kitabından.

5) Emeğine yeterince değer verilmediğini söyler, işe gidip zam ister. Ardından eve dönüp başkasının emeğini acımasızca eleştirip, aşağı çekmek için dünyanın en akıllıca argümanlarını üretmek adına efor harcar.

Ya elimizde “Hall of Fame” seviyesinde biri var ya da kendisi için başka, yabancılar için başka bir kural yarattı.

George Carlin’in sözündeki gibi, tek doğru yapanın kendisi olduğunu düşünür;

“Araba kullanırken sizden daha yavaş giden herkesin aptal, sizden daha hızlı giden herkesin manyak olduğunu hiç fark ettiniz mi?”

Ulaşmak istediği arzuları ile arasındaki engel biz olduğumuzda, bizim emeğimizi de hor görecektir. Bize diş göstermemesinin tek sebebi, “şu anlık” canını sıkmayan tarafta yer almamız.

6) Hem özgürlüğüne düşkündür, hem de güçlü bağlara sahip ilişkileri olsun ister ama ilişki dediğin, iki kişiliktir. Monolog değil, diyalogtur.

El sıkışmayı gerektirir, el sıkışmak da belli ölçülerde uzlaşmayı, özgürlüğün bazı noktalarından taviz vermeyi gerektirir.

Çok mutlu yalnız yaşanan hayatlar da var. Çok mutlu evlilikler de. İkisine aynı anda sahip olmaya çalışmak ise problem.

Elde edilen her güzel şey için bir bedel ödenir.

Basketbol üstüne kariyer yapmak istiyorsanız, tenis üstüne bir kariyerden vazgeçmeniz gerekir. Bu, birinin diğerinden güzel olduğu anlamına gelmez. Sadece bir takas yapmanız ve hayatın böyle işlediğini kabul etmeniz gerektiği anlamına gelir.

O takası yapamayanlar ise, hem kendilerine, hem partnerlerine hayatı dar ederler ve takas yapmamak uğruna da köşeye sıkıştıklarında gerçeği bükerler.

*İşin özü, insanların çoğu, işine geldiği kadarını anlar, işine geldiği kadarını duyar, işine geldiği kadarını yapar çünkü birbiriyle çelişen arzulara sahiplerdir ve hiçbir şeyden ne geri kalmak isterler, ne de vazgeçmek.

Kendisiyle çelişme pahasına, bazı insanlar iki seçenek arasında kalırsa, kendisini iyi hissettiren seçeneği seçecektir.

Ama bu yaptığı takasın büyük bir bedeli oluyor ve artık bu kısımda söz sahibi değil. O insana güvenilmez.

Bir kural, işe geldiği kadar işletiliyorsa, eninde sonunda doğru şartlar altında aynı çelişkili arzular, sizin de canınızı yakacaktır.

İşine gelmediğinde de aynı kurallar yürürlükte mi?

İşine gelmediğinde de kendi belirlediği çıtaların kendisini de yargılamasına izin veriyor mu?

Güven adına bu sorular daha önemli.

Bir bakıma, doğru davranışları aramak yerine, yanlışları elemek ve geri kalan insanları bağrımıza basmak daha doğru bir yol.

Dipnot:

Kimseye güvenmemek bir çözüm değil, daha büyük problemlere gebe. Yukarıda yazdıklarım kimseye güvenmeme olasılığını da bağlar.

Büyük bir takas yapıyorsunuz ve ödenmesi gereken bedel, birine güvenip yanılmaktan daha büyük.

“Herşeyi yalnız yapmak zorunda değiliz. Hiçbir zaman yapmak zorunda olmadık.” – Brene Brown

(Bu yazı ilk kez 7 Aralık 2023 tarihinde X platformunda yayınlanmıştır.)