İhracat Bir Zorunluluk

Günümüzde her toplum için önemli olan konulardan biri olan ihracatın üzerinde tekrar tekrar durularak konuşulmasında yarar var. Girişimci Muhabbeti gibi podcastler, Edelkrone’un Başka Bir Şey tarzında yayınları tekrara girdiklerinin bilincinde olsalar bile hala öneminin yeterince anlaşılmadığını düşünerek bu konuyu konuşmakta yarar görüyorlar. Ben de çözümün küçük bir parçası olmak adına bir kez de burada bu konuyu ele almak istedim.

Bir ekonomi düşünün ki insanlar dünyanın 190’ı aşkın ülkesinde üretilen ürünlere/hizmetlere ülkelerinde sahip olmak istesin ama aynı büyüklükte dünyaya geri hizmet/ürün sunamasın. Bunu düşünürken bütün ekonomiyi takas seviyesine indirin. 10 birim değerinde ürün istiyorum, karşılığında 3 birim değerinde ürün veriyorum. Sizce bu sürdürülebilir mi? Bugün bu basit dengeyi sağlayamadığımız için herkes ekonomi uzmanı kesilmek durumunda kalıyor, konuyla alakası olmayan insanlar detaylarla boğulmak ile meşgul. Çözüm yollarını sohbetin ana konusu yapan çok az, uygulayan işin bir ucundan tutan ise ondan da az. 10 kişiden 7’si hastanın ağrısını geçirmek için ağrı kesici vermekten bahsediyor, hastanın neden ağrısı var diye soran 3 kişi, bunlardan sadece 1’i de tedaviye yardımcı olacak eylemlere girişiyor.

İhracatın bir zorunluluk değil bir tercih olduğu ülkelerden de biraz bahsedelim, neden zorunluluk dediğim daha net anlaşılsın. Bu ülkelerde siz ihracatın bir parçası olmasanız bile sizin cari açığınızı kapatacak kadar yeterli sayıda insan ihracata katkı sağladığından dünyanın dört bir yanından ürünler/hizmetler almaya devam edebilirsiniz. Aslında yaşantınızla hala ülke için bir cari açık oluşturmaktasınız ama birileri o kadar iyi çalışıyor ki sizin yarattığınız cari açığı da kapatıyor, sizin ihracata katkı sağlamanız gerekmiyor. Her ülkede bu düzen mevcut, işler yolunda iken herkes ihracatın bir parçası olmak zorunda değil. Bu ülkelerde sadece iç pazara yönelik işler kurabilirsiniz ya da iç pazara yönelik işlerde çalışabilirsiniz ve bu kimse için bir sorun teşkil etmemeli ama durum böyle değilse, 100 milyonluk ülkede 10 milyonluk ülke için başarılı sayılacak rakamlarda ihracat yapılıyorsa daha fazla insanın elini taşın altına sokması gerekir. Etrafınıza bakmak başkasının sizin açığınızı kapatmasını beklemek yerine sizin atılım yapmanız gerekir. Ayrıca bu en bencil seviyede düşünseniz bile yapmanız gereken bir şeydir, o çok sevdiğiniz hayat standardınızı korumak istiyorsunuz değil mi? İhracat yapmazsanız koruyamayacaksınız, yaşadığınız toplumda yeterli sayıda insan dünyaya ürün/hizmet üretmedikçe bırakın refah seviyenizi yükseltmeyi, standardınızı korumanız bile daima problem olacak.

Ayrıca ihracata yapılan katkı sadece ülkenin ekonomik anlamda zenginleşmesine -duruma göre fakirleşmemesine- katkı sağlamaz. İhracatta başarılı olmak için yapmanız, öğrenmeniz gerekenlerle ülkeye kültürel anlamda da bir katkı sağlayacağınız kesin ama bu başka bir yazının konusu, konuyu o yöne doğru dağıtmayalım.

İhracatın bugüne kadar hiç bir noktasında yer almamışsanız, hedef belirlemek için Kadir Köymen’in bahsettiği şu fikirden yararlanabilirsiniz. İlk başta başkalarının yarattığı cari yükü düşünmek yerine ilk önce kendi kişisel cari açığınızı hesaplayın. Bakın bakalım sizin yaşadığınız topluma yükünüz ne olmuş bu yaşınıza kadar. Hedefi tam on ikiden vuran bir hesap çıkarmanız zor olabilir ama aşağı yukarı da olsa hayatınız boyunca oluşturduğunuz cari açığa dair bir rakam çıkarın. En azından yapacağınız ihracat işinde ya da çalışacağınız yerde ilk olarak bu rakama ulaşmayı hedefleyin. Küçük bir rakam olmayacağı kesin olduğundan işiniz için de güzel bir başlangıç hedefi olacaktır.

Toparlamak gerekirse aslında ihracat konusu temelde yaşadığın dünyaya aldığın kadarını vermek meselesi, dengeyi bulma meselesi. Madem her şeyin en kalitelisini kullanmak istiyorsun, sen de bir şeyin en kalitelisini dünyaya ver. Yetersiz ihracat rakamlarının olduğu bir toplumda, ticaretin bir parçası olacaksan ihracatı bir tercih olarak görmek yerine, zorunlu tek seçenek olarak görmeye çalış. İş mi kurmak istiyorsun, ihracat tek hedef olsun. Bir şirkette mi çalışmak istiyorsun, ihracat yapan şirketleri hedefle. Bu yaşadığınız topluma dolaylı yoldan değil doğrudan sağlayacağınız en büyük katkılardan biri olacaktır.

Yeniden belirtmekte, duymayana duyurmakta bu yüzden fayda var. Mevcut durum buysa ihracat bir tercih değil zorunluluktur.


Also published on Medium.

Leave a reply:

Your email address will not be published.

© 2016-2018 Alper Iskender