“Peki, bunu yaparsak, neyi yapamayacağız?”

Tom Gayner, çocuklarını daima bu soruya maruz bırakıyormuş.

Kağıt üstünde bir insanın fırsat maliyeti tabirini bilmesindense, onu hayatın içine bu şekilde entegre etmesini tercih ederim. Seçtiğimiz yolun değerini anlayabilmek için, onu elde edebilmek uğruna neyi feda ettiğimizi bilmemiz gerekiyor.

İkinci seçenek ortada olmadığında bile, hayatımızın en mutlu gününün bizi körleştiren bir tarafı olduğunu, hayatımızın en mutsuz gününün ise gözlerimizi açan bir yönü olduğunu da anlamalıyız.

Her seçimde bir takas vardır. Kendi içinde bile.

Bir çocuğu, daha akılcı, yetişkin gibi düşünmeye doğru yönlendirmek için böyle bir soru sormak ideal. Tamamen iyi ve tamamen kötü kararlar olmadığını anladığımızda, bu aynı zamanda bize bir sakinlik de kazandırır. Ne olanlara karşı çok coşabilir ne de çok üzülebiliriz.

Tom, alıntıyı aldığım podcast bölümünde, doğru zamanda direksiyonu alternatif yola kırabilmek için, önce alternatif yolun varlığının farkında olmak gerektiğini de söylüyor.

Ayrıca fırsat maliyetini düşünmenin de bir tehlikesi var. Seçeneklerden hangisi iyi diye düşünürken ondan daha önemli bir soruyu kendimize sormayı unuturuz.

Bunu gerçekten istiyor muyum?

Paul Graham, Great Work yazısında en zeki insanların bile başkalarının peşinde koştuklarından etkilenip, o peşinde koşulan şeyi gerçekten isteyip istemediklerini unutabileceklerinin altını çizer.

Diyelim bu aşamayı atlattık. Gerçekten istediğimiz bir şeyin peşindeyiz. Böyle bir durumda, birbirine çok yakın 2 seçenek arasında kalırsak, iyi bir seçim nasıl yapabiliriz?

Taleb, Siyah Kuğu kitabında, daha fazla bilgiye sahip grubun, daha az bilgiye sahip gruba göre daha kötü tahminde bulunduğu bir deneyden bahsediyor.

Hayatımızın başrolü olarak yapacağımız seçimler hakkında fazla bilgiye sahibiz ve bu iyi seçim yapabilmeyi zorlaştırıyor. Ortaya çıkan zorluğu ben 3 aşamaya bölüyorum ve bu aşamalar birbirinden etkileniyor.

• Öncelikle önemli bilgileri, önemsizlerden ayırmalıyız.
• Ardından hangi bilgiye yüksek ağırlık, hangisine düşük ağırlık atamamız gerektiğine karar vermeliyiz.
• Bu noktaya varsak bile işin içine duygular girer. Duygular, önemsizi önemliye çevirebilir. Düşük ağırlık atamamız gereken bir bilgiye, yüksek değer biçmemize neden olabilirler.

Yapılacak seçimi duygulardan arındıramadığımızı düşünüyorsak, bizi bu aşamada kaostan kurtaracak bir zihinsel egzersiz var.

Eğer kararları kendimiz için vermiyorsak, doğru seçim yapmak daha kolaydır. Hala kararsızsak, en yakın arkadaşımızın hangi seçeneği seçmesini isterdik diye düşünmeliyiz. Onun en temelde mutluluğunu istediğimiz için, fazla bilgiyle boğulmuş zihnimiz, onu düşününce berraklaşır. Duygularımızı bir kenara bırakırız.

Kötü muameleye maruz kalıyorsanız, en yakın arkadaşınızın o ortamı 6 ay önce terk etmesini isterdiniz ancak aynı kararı kendiniz için 6 ay geç verirsiniz. Hayallerinin peşinden koşmak isteyen siz değil, en yakın arkadaşınız olsaydı, bu kararı 3 yıl önce almış olmasını dilerdiniz.

Yüz kez evet demeyeceğiniz bir kararın cevabı hayır olmalıydı. Ama başrol siz olduğunuzda, kararsızlık, bir şey kaçırıyor muyum hissine dönüşür ve korkuyu merkeze alarak kötü bir karara neden olur. En yakın arkadaşınız çok kararsız kaldığında ise, onun en baştan hiç seçmemesi gereken bişeyi seçmeye çalıştığını anlamak bile daha kolaydır.

Eğer bu zihinsel egzersizi yaparak kararsızlık anlarını aşarsak, olabilecek en iyi yaşam olasılıklarından birine doğru rotayı kırmış oluruz.

Dipnotlar.

*Podcast bölümünün başlarında Tom, özellikle bizim gibi yabancı dillerde telaffuza takık milletler için önemli olan, Morgan Housel’den bir alıntı yapıyor.

“Bir kelimeyi yanlış telaffuz eden birini asla eleştirmemelisin, çünkü bu durum, onun o kelimeyi okuyarak öğrendiğini gösterir.”

*Jeff Bezos’un 2 pizza bir karar alacak takımın tamamını doyurmalı kuralı varmış. Takımların büyüdükçe verimsizleşmesinin önüne geçmek adına harika bir fikir.

(Bu yazı ilk kez 7 Nisan 2024 tarihinde X platformunda yayınlanmıştır.)