Bir Kedi ile Yaşamak (5 Yılın Ardından)

Lokum eve teşrif ettikten 1.5 yıl sonra bu yazıyı kaleme almıştım. Yavru bir kediden küçük bir kaplana dönüştükçe yazıda geçen bazı konularda değişimler yaşandı, bazıları da sabit kaldı. Biraz bunlardan bahsetmek istedim.

Kablo Masrafına Son!

Büyüme evresi bittikten sonra bir şeye kızdığında, dikkat çekmek istediğinde, dişleri kaşındığında artık kabloları ısırmayı bıraktı. Bu noktaya kolay gelmedik öncelikle onu söyleyeyim. Bu noktaya gelene kadar her kablo için koruma kılıfı çoktan satın almıştım. Ardından aylar, yılları kovaladı ve bir noktada farkettim ki, Lokum’un artık kablolar umrunda değil. Gönül rahatlığı ile en pahalı cihazlarımın bile kablosunu ortalıkta bırakabiliyorum(bunu yapmadan önce birkaç kez olta attım tabi bakalım ne yapacak diye). Baktım umru değil, ben de koyverdim artık kablo peşinde koşmuyorum.

Enerji Dalgalanması

Yavru olduğu zamanlar tek istediği oyundu artık iki farklı enerji moduna sahibiz. Hadi çılgınca koşturalım ya da ı-ıh bugün canım hiçbir şey yapmak istemiyor modu. Ayrıca içimde kontrol edemediğim bir enerji var hissiyle dolu olduğu günlerde eğer onla oynamazsanız, koridora gidip şikayet ediyor sizi. Lokum’un en karakteristik özelliği hiç sesinin çıkmaması, miyavı öğrenmeden annesinin yanından almışız sanırsınız ama oldu da oyun oynamak istedi ve siz onla ilgilenmediniz, hemen sanki bir sokak röportajı için ona mikrofon uzatılmış gibi koridorda bi ileri bi geri volta atarken bik bik bik konuşmaya başlıyor.

Daha Az Veteriner Ziyareti

Her veteriner bir stres sebebi olduğundan artık parazit damlalarını evde yapmaya başladım. Sadece yıllık aşıları için veterinere götürüyorum. Onda bile psikolojisi bozuluyor. Hani her şey iyiydi, uslu bir kediydim neden beni böyle cezalandırıyorsun der gibi, veteriner dönüşü tribini çekiyoruz hanfendinin. Evin en uzak köşesinde bi süre benle muhattap olmak istemiyor.

Oyuncak İcatları

Bir değil iki değil, 5 yılda o kadar çok oyuncağından sıkıldı ki. Her yıl çıkan telefonlara gelen minik değişiklikler gibi, heyecanını canlı tutmak için ben de oyuncaklarında daima minik değişiklikler yapmak zorunda kalıyorum. Neyse ki legonun bir parçasını değiştirdiğinizde, “İNOVASYON BE!” diyip coşacak bir havada olduğundan pek de zor olmuyor hanfendiyi eğlendirmek.

Duygusal Bağ

Yalnızca benim ona olan bağım değil, onun da bana olan bağı gelişti. Hastalandığımda yatağıma geliyor, normalde kraliyet ailesindan bir birey gibi rahata düşkün tek yatar. Sırnaşıklığı hiç sevmez ama hastaysanız, moraliniz bozuksa noldu senin modun düşük biraz senle takılayım der gibi yanınıza gelir.

Lokum’u gördüğüm diğer kedilerden ayıran en büyük özellik. Ne senle, ne sensiz bakış açısında sizinle bir bağı olması. 5 yılda bir kez olsun kucak kedisi gibi kendini sevdirmedi ama canı istediğinde sırt üstü yatar beni sev diye bekler. Sevdiniz diyelim tamam yeter diyip gider ama çok uzağa da gitmez, 2 metrelik bir yörüngenizde takılmak ister. Sırnaşma ama çok uzağa gitme, ben seni böyle seviyorum Lokum’un mottosu diyebiliriz.

Açken Sen, Sen Değilsin

Uslu bir kedi dediysek bu yalnızca karnı tokken geçerli bir karakter özelliği. Açsa sabahın 6’sında sizi uyandırmak için her şeyi yapar. Halıdan, perdeden, çantadan çıkarabildiği her yerden ses çıkarır ki siz uyanın ama asla miyavlamaz, dediğim gibi. Uzun bi süre 7:30’da mama verilmesine alıştırmak istedim, baktım olmuyor 2 dk kalkıp mamayı koyup geri yatmak daha kolay, artık öyle yapıyorum. Karnı doyunca sizi rahat bırakıyor çünkü.

Cam Kenarında Yaşlı Bir Teyze

Her gün martılara, sitenin parkında olup bitene, cam kenarından dışarısını izleyen yaşlı bir teyze gibi o kadar hayranlıkla bakıp izliyor ki, bu bana garip bir huzur veriyor. Hayatın hiçbir telaşı onu ilgilendirmiyor, rutinleri var. Dünya yanmış, umru değil. Bir şeye mi sinirlendim, 10 dk Lokum’u meditasyon niyetine izlesem tamam. Sinirim geçer.

Değişmeyen Özellikleri

Yıllar geçse de hala sadece aile bireylerine güveniyor. İki farklı karakteri var. Misafirlerin yanındaki Lokum, yabancının olmadığı ortamdaki Lokum. Düşünün, bir eve ortalama 5 günde bir sucu geliyor diyelim. 5 yılda kaç defa gelmiş olmasına rağmen hala sucu geldiğinde evin öteki ucuna gidiyor. Üstelik onu daha görmeden. Aynı zili ev halkından biri çaldıgında ise, kapı zili değil, apartman girişinden çalsın, hiçbir yere kaçmıyor. Peki zili çalanın kim olduğunu nasıl anladı? Bu da ayrı bir gizem.

Sırnaşmayı sevmeyen kedi, yavruyken kazandığı bir huy olan kucakta gezdirilmeye bayılıyor ilk yazıda değindiğim gibi. Ev aynı ev ama kucakta gezdirilmek onun için business classa bilet almak gibi. Her seferinde büyüleniyor. Vay be siz hayatı böyle görüyorsunuz hayranlığında çevreyi izliyor.

Ayrıca orada burada kedilerin göz teması kurmamasından bahseden yazılar görüyorum. Lokum, el kadar yavrudan minik bir kaplana dönüştüğü ana kadar göz teması kurdu. Evde daima beni izleyen bir çift göz var. Hatta bu hallerinden bir fotoğraf sergisi açabilirim ama kedisine olan sevgisini göstermek için onun 2927 fotoğrafını paylaşan insanlardan olmak istemediğimden kendimi dizginliyorum.

Bir önceki yazıda da bahsettiğim, hala beni şaşırtan ve değişmeyen bir başka özelliği de bizim yemeklerimize hiç salça olmaması. Masanın üstünde ne halt ediyorum merak ediyor ama hiç, bir dil atayım da ne yiyormuş bu bir tadına bakayım demiyor.

Evde bir kedi ile yaşamadan önce internette okuduğum tonla yazıdan oluşan bir beklentim vardı, gerçekler ise çok farklı oldu. Her kedinin karakteristik bazı özellikleri var ve etkileşime girdiği çevrenin de etkisiyle tamamen size has bir deneyim sizi bekliyor, haberiniz olsun. Kedi beslemeyi düşünüyor ve internetteki deneyim yazılarını okuyorsanız, bu dahil, bunu unutmayın derim.

5 yılın ardından diyebileceğim en önemli şey. Neden 100 yıl önce evde kedi beslemeye başlamadım? Her gün mü yüzünüzü güldürür bir canlı. Hayvan beslenmeyen bir evdeki ortalama mutluluğunuz her ne ise onu katlayacak, kesin. Biraz sevginiz karşılığı, isteseniz de parayla satın alamayacağınız bir mutluluğu size geri veriyor evimizi paylaştığımız bu canlılar. Uzun vadede, spor yapmamak irrasyonellik denir. Buna hayvan beslememeyi de eklememiz lazım.

Aynı zamanda, bir noktadan sonra evlattan farkı kalmıyor. Lokum eve gelmeden önceki halimin bunu anlaması zor. Hayvan sahipleri ise çok rahat anlayacaktır. Bir tüyüne zarar gelse dünyayı yakacak bir sevgiye dönüşüyor onla aranızdaki bağ. Herkesin ömründe bir hayvan besleyip, bu bağı deneyimlemesini isterim.

Son olarak, evini bir hayvanla paylaşmak konusunda tereddütte kalanları görünce her seferinde aklıma gelen o eski reklamdan bir söz ile yazıyı bitirelim.

Bir köpeğiniz olacaktı sizin ama yok galiba, sahi ne zaman vazgeçtiniz köpeğinizden?

Yeni içeriklerden haberdar olmak için beni Twitter‘da takip edebilirsiniz.

Oyun Tasarımcısı

Leave a reply:

Your email address will not be published.

© 2016-2021 Alper İskender