Ürünüm neden satmıyor? sorusuna cevap ararken genelde “Causal Reductionism” tuzağına düşebiliyoruz.

(Tanım yapmak gerekirse: Hiçbir olayın tek bir nedeni olamaz. Hayatta her şey birbiri ile etkileşim halindedir ama hayatla başa çıkabilmek için, biz bu birbirini etkileyen olayları basitleştirmeye meyilliyiz. Bu yüzden de sanki ortaya çıkan sonucun 1 nedeni olabilirmiş gibi cevaplar üretiriz.)

Ürünün satmamasına dair en az 3 neden bulabilmemiz lazım.

Kısıtlı kaynaklar her sorunun peşine düşmeye yetmeyecek olsa bile, bu sayı en azından etrafımızda olup bitene dair daha doğru bir kavrayışa sahip olup olmadığımızı anlamamızı sağlar.

Olası nedenleri sıraladıktan sonra yapay zeka araçlarına “Neyi gözden kaçırıyorum?” diye sorabilirsiniz.

(Bu egzersizi Claude 3: Opus ile işinize uygun bir prompt ile yapmanızı tavsiye ederim. Daha iyisi çıktığında da onla devam edersiniz. Daima o tarih itibariyle kim lider ise o araca geçip işe devam etmek en ideali.)

Neden en baştan sormuyoruz? diye düşünülebilir. Buna kendi açımdan iki cevabım var;

1) Eğer bu araçlar düşünce tembelliğine yol açarsa, ortaya çıkan ödül, maliyetine değmez. (O zihni bir ömür boyu yanınızda taşıyacaksınız. Tembelleşmesini istemezsiniz.)

2) Bu araçlar şimdilik bildiğiniz bir konuda ufkunuzu açan bir şey söyleyemezler. (ama bilmediğiniz bir konuda ufkunuzu açtığını sanabilirsiniz.)

Güvenilmez bir aracı da faydalı kullanmanın tek yolu, bildiğiniz bir konuda neyi gözden kaçırdığınızı sorarak ona sadece tamamlayıcılık görevi atamaktır. Çıktıyı denetleyebilecek kadar hakim olmadığınız bir alanda bu soruyu hiç sormamak daha iyi. Zamanınızı önemsiz bir konuya harcamanıza neden olabilirler.

*Satışların neden istenildiği gibi gitmediğinin cevabını ararken sarf edilmesi gereken eforu azaltmak için temeli sağlam olmayan bir binanın rengine insan kafayı takabiliyor.

“A man can do as he wills, but not will as he wills.” – Arthur Schopenhauer

Var olmayan bir arzuyu yaratmak için çabalamak yerine, mevcut bir arzunun üstüne ürün inşa etmek daha ideal. (Arzu yaratabilecek insanlar da var ama büyük ihtimalle toplumun %0,01’ine bile tekabül etmiyorlardır.)

Örnek olarak Uzak Doğuya olan ilginin artışına bakalım. Sadece ülkemizde Japonya’ya olan ilgi artmadı. Dünya, bir şeylerden sıkıldı ve bıkana kadar bir süreliğine yüzünü Japonya’ya döndü.

Blue Eye Samurai – 3 Kasım 2023
Shogun – 27 Şubat 2024
Assassin’s Creed Shadows (Japonya’da geçecek) – 15 Kasım 2024

Bir noktada bundan da bıkılacak ve dünya yüzünü başka bir yöne çevirecek ta ki yeniden bıkılanlar özlenene kadar ama o ana kadar sizden bağımsız ortaya çıkan bir rüzgarı arkanıza almak işleri kolaylaştırır.

Arzular, çevrenin bir ürünü. Bu yüzden de ürün satmadığında sorulması gereken en temel sorulardan biri de rüzgar arkamdan mı esiyor olmalı?

(En az 12 ay daha Uzak Doğuya ilginin devam edeceğini bildiğim için hem pasif hem aktif gelirlerimde bu rüzgardan yararlanıyorum. Burada yapacağınız en kötü şey trenin son vagonuna binip arz fazlası yaratmaktır.

Ya şimdi bu durumdan yararlanmalısınız ya da bir sonraki rüzgarı beklemelisiniz.)

Ölçek olarak elbette niş işlerle kıyaslanamaz ama Richard Rumelt ile Steve Jobs arasında geçen konuşma bu düşüncenin temeline dair iyi bir anektod;

“1998 yazında Jobs’la tekrar konuşma fırsatı buldum.

Ona, “Apple’ın bu geri dönüşü çok etkileyici. Fakat PC işinden bildiğimiz her şey bize Apple’ın küçük bir özel pazarın ötesine geçemeyeceğini söylüyor. Ağ etkisi, Wintel standardını sarsacak kadar güçlü. Bu durumda uzun vadede ne yapmaya çalışacaksınız? Stratejiniz nedir? diye sordum.

Bu iddiama karşı bir argüman ileri sürmedi. Hatta beni haklı da buluyordu. Gülümsedi ve “Bir sonraki büyük şeyi bekleyeceğim.” dedi.” (İyi Strateji/Kötü Strateji kitabı sf.14)

*Yaşananları tek bir nedene indirgemenin ortaya çıkardığı sorunları sermayeniz ölçüsünde de bastırabilirsiniz(bir süreliğine görünmez olurlar) ama bu yazıyı sermaye gücüyle yapılan hataları ezemeyeceğimizi varsayarak yazıyorum.

Sermayenin kusurları görünmez kılmasıyla aynı sebepten, causal reductionism tuzağına düşenleri de enflasyona sahip ortamlar, küçülen ekonomik pastalar ortaya çıkarır. Rüzgar arkadan eserken kimin iyi kimin kötü olduğunu anlamak zordur. Hedef küçüldüğünde ise her karar daha önemli hale geldiği için, zor ekonomik koşullarda kimin işini bilerek yaptığı daha iyi anlaşılır.

*Son olarak bu fenomen, bilmediğimiz bir konuyu bildiğini iddia eden birinin yanıldığını da anlamamızı sağlar. Yaşananları tek bir nedene bağlıyorsa bilin ki bir şeyleri gözden kaçırıyor. Mümkün değil, tek bir nedeni olamaz. En fazla, kötü niyetli biri değildir ama konu üzerine de yeterince düşünmemiştir.

Dipnot.

*Hiçbir olayın nedeni bire indirgenemez konusunu konuşmak için uydurulan terimlerin de kendini bire indirgeyememesi hayli ironik.

Causal reductionism’in alternatif isimleri: The fallacy of the single cause, complex cause, casual oversimplification, root cause fallacy ve son olarak reduction fallacy -_-

(Bu yazının ilk versiyonu 25 Nisan 2024 tarihinde X platformunda yayınlandı.)