“Tek isteğim, eğer bir espriye alındıysanız, diğerlerine de alınma nezaketini gösterebilir misiniz?

Hayatınızı etkileyip, etkilemediğine göre alınganlık yaratmayın, sizi narsistler.” – Daniel Sloss

Üç başlık altında kara mizahın yarattığı tartışmaları inceleyelim;

• Kimler esprilere alınırlar?
• Kötü şakaya izin vermediğimizde ne olur?
• Zeki komedyen neden pek sevilmez?

1) İnsanların hayatı, hayatı fazla ciddiye almayanlar tarafından şekillendirilir.

(Kendinizden öncekilerin yaptıklarını yıkabilmek için, onlara kutsal değerler ithaf etmemiş olmanız gerekiyor. Yıkamayan, yapamaz da.)

Hikayenin oluşum süreci bile komik. Birileri hayatı ciddiye almadığı için kendinden önceki yapılanı yıkıp, yeni bir şey yaptı. Bu örnekte, bir meslek icat etti.

Gelecek nesillerdeki hayatı fazla ciddiye alan insanlar da, böylece o yapılanı fazla ciddiye alıp, ciddiye almayanları darlamaya başladı.

Bu sorun bize özgü değil. Temelde toplumların “hepsi” kendi yaşam tarzları özelinde muhafazakardır. Daha doğrusu, insan muhafazakardır. Mevcut, “muhafaza” edilmek istenir.

Buradaki sorun, adı üstünde derdin muhafaza etmek olursa, entropiden kaçamayacağın için de, x yılında 10 konu hakkında şaka yapılıyorken, x+1 yılında 9 konu hakkında şaka yapılır noktasına gelirsin.

Hayatı fazla ciddiye alan başka biri de eninde sonunda mizah konusuna dahil olacaktır.

Gücü de varsa, o konuyu da şakası yapılabilir konular listesinden siler. Kaldı mı elde 9 konu?

Komedyen tam burada devreye giriyor.

Sahneye çıkanın, sokaktaki insandan bir farkı olması için neyin şakasının yapılıp, yapılmayacağı ile ilgili sınırlarda gezmesi gerekir. Sınırı geçmeden, içinde yaşadığın toplumun, içinde yaşadığın yıl itibariyle, sınırının neresi olduğunu bilemezsin. Sınırı hiç geçmezsen de, konuşulabilir konular çemberi her yıl biraz daha daralır.

Komedyenin iyisi ise, daralan çember hikayesini tersine çevirebilir.

Espriyi öyle güzel servis eder ki, şakası yapılamayacak konunun aslında şakasının yapılabildiğini toplum yeniden idrak eder. Sözler nedeniyle kimseye bir zarar gelmemiştir. Gülünüp, geçilir ya da gülmeden, geçilir ama geçilir.

Hayatı fazla ciddiye almanın kendi kendini yıkıma götüren bir döngü yarattığı yeterince anlaşılmıştır diyerek ikinci konuya geçiyorum.

2) Garip bir şekilde bir insanın ancak doğuştan komik olabileceğine inanıyoruz.

(Çalışmanın güzellenmemesi ile Türk komedyenler de bu fikri besliyor. Oysa her şey formülize edilebilir. Mizah da öyle.)

En sevdiğimiz komedyenler ellerindeki 100 şakanın 80’inin kötü olduğunu küçük komedi kulüplerinde fark edip, kötüleri bir kenara atıyor. Geri kalan en iyi 20 şaka ile sahneye çıktığında diyoruz ki; Ne kadar komik biri.

Bu süreci sosyal medya sonrası dönemde biraz unutmuş gibiyiz. Komedyenler artık şakalarını daha fazla dijital dünyada test ediyor. Her meslek grubunun işini dijitale döndürmesinden bir farkı yok. Sadece ismi “Beta” değil.

Ve böylece toplumun daha büyük bir çoğunluğu, mizahın iyisine maruz kaldığından daha çok kötüsüne de maruz kalıyor ama işin doğası gereği 80 espri çöpe gitmeli.

(Araya bir not: Şaka yapılamaz konu yoktur. Girişimcilikte iyi ya da kötü bir fikrin olmaması gibi. Yalnızca fikrin kötü servis edilmesinden söz edebiliriz. Aynı konuyu başka bir komedyen başka bir zaman ele alır. Çarmıha germeye hazırlandığınız komedyenin konusuyla, başka bir komedyeni baş tacı edersiniz.)

Burada da, daha önce karşılaşmadığımız kötü bir döngü var. Size kötü bir şaka yapma alanı tanımayan bir insan, aynı zamanda iyisini de yapabilmenizin önünü tıkar. Kötü mizaha tahammülü olmayanın iyi mizahın ortaya çıkabileceği koşulları beslemesi mümkün değildir.

Sabır, sahip olmak istedikleri ya da sahip olduklarını iddia ettikleri ama asla sahip olamadıkları bir karakter özelliğidir.

Kötü şakaya izin verirsen ne olur?

Serbest piyasa, gayet yıpratıcı ve yıkıcıdır ama inovasyonu da kendi kendine besler. O kötü şakayı yapan komedyenin koltuğuna başka bir komedyen de oturmak istediğinden, onu geçebilmek için arkadan gelen komedyen espriyi servis edişini daha da geliştirmek zorundadır.

Kötü şakaya izin vermezsen ne olur?

İnsanların çoğu kendisini idama götürecek bir meslek için elini taşın altına koymaz. Böylece mizahın gelişebileceği rekabete dayalı piyasa kısır kalır. Eğer bizden bir Ricky Gervais çıksın istiyorsak, kötü kara mizah yapan komedyenlere de yaşam alanı tanımamız gerekiyor. Hayatın dualitesinden mizah dünyası da kaçamaz.

3) Toplum özgüvensiz ise kendisinin çelişkili davranışlarını gösteren zeki bir komedyen yerine, kendisinin kötü bir karikatürünü gösteren komedyenleri daha çok bağrına basar. Güvenli alanlarda gezen komedyenler, egoyu tehlikeye atmazlar. Çizilen karakter, daha kaba, daha sığdır. (Kime göre? Seyirciye göre.)

Ben bu gruba girenlere “Kötüye İhtiyaç Duyan İyiler” diyorum.

Kusurlu bir canlı olduğunu bilmesine rağmen, gülebilmesi için, kendisinin bir tık daha kötü versiyonunu görmeye ihtiyaç duyuyor.

Zeka ise çok nadir, toplum tarafından kucaklanır çünkü o zekanın, kendisine karşı da yeri gelince bir silah olarak kullanılabileceğini insanlar içten içe bilir.

İnsan dediğin çelişkilerle doludur ve zeka bu çelişkileri kolay fark eder.

Schopenhauer bu duruma dikkat edilmesi gerektiğini söyler;

“Bir toplumda sevilmenin yolunun akıl ve zeka göstermekten geçtiğini zanneden bir kişi ne kadar da acemidir!

Akıl ve zeka aslında, önceden kestirilemeyecek kadar ezici bir çoğunlukta nefret ve öfke uyandırırlar; Bu öfke bunu duyumsayanın, bunun nedeninden yakınmaya hakkı olmadığı; hatta kendisinden bile gizlediği ölçüde daha acımasızlaşır.

Birisi, konuştuğu bir kişide büyük zihinsel üstünlük ayrımsar ve duyumsarsa, sessizce ve açıkça bilincinde olmadan, ötekinin de aynı ölçüde kendisinin aşağılık ve sınırlı olduğunu ayrımsadığı sonucuna varır.

Bu örtük tasım, onun en keskin nefretini, öfkesini ve hiddetini uyandırır.”

Zeki komedyen toplumun ikiyüzlülüklerini ortaya koyabilir, bu yüzden de pek sevilmez ama varlığı, bir siyasetçinin varlığından daha değerlidir.

“Doğru türde, doğru servis edilen şakalar, siyaset, felsefe ve edebiyat konularını aydınlatmak için herhangi bir sıkıcı tartışmadan daha fazlasını yapabilir.” – Isaac Asimov

Neden bir siyasetçiden daha değerlidir kısmını, odanın buz kesmesine neden olan bir kara mizah hikayesi ile ortaya koymaya çalışayım;

Komedyen sahnede ilk cinsel deneyimini asla unutamadığını söyler.

Hikayeyi anlatırken bazı kelimeleri bilerek gizler, bazı kelimeleri de toplumun zihnindeki şablona uyacak şekilde üstüne bastırarak söyler.

Seyirciler, erkek komedyenin seksi bir kadın öğretmenle birlikte olduğunu düşünür.

Toplum bu durumu garip bulmaz çünkü konu cinsellikse, erkeğin sırtı sıvazlanır. Koçum benim, öğrenciyken öğretmeni nası da tavlamış denir. Bu durum, utanç değil, gurur kaynağı olarak görülür.

Seyircinin bildiği zihinsel şablonlara ters bir durum olmadığından da, ortama güven duygusu hakimdir. Savunma refleksleri tetiklenmez.

Seyirci, ara esprilere gülerek gösteriye dahil olur.

Hikaye de kasten uzatılır ki, az sonra olacak olandan önce seyirci hikayeye yatırım yapmış olsun.

Ve punchline geldiğinde ise; Öğretmenin erkek, çocuğun kız olduğu ortaya çıkar. (Ortam buz keser.)

Şimdi seyirci hikayenin;

(Kasten hikaye diyorum ki, bu olayın gerçek olmadığı, bu olayı bu şekilde anlatarak komedyenin toplumla ilgili belli bir çelişkiyi ortaya koymaya çalıştığı anlaşılsın.)

..ilk yarısında gülerek hikayeyi dinliyordu. Keyfi yerindeydi.

Hikayenin bitiş cümlesiyle birlikte gülmeye devam edenler mi ikiyüzlü oluyor yoksa gülmeyi kesenler mi?

Gülmek, aynı zamanda bu ikiyüzlülüğü ortaya koyan kişinin zekasını da takdir etme sinyali değil midir?

Niyet kötü değilse, (Seyirci, komedyenin niyetinin kötü olmadığını düşünmeli) insanı boşluğa düşürmeniz de, gülme refleksinin tetiklenmesini sağlar.

Kara mizahta bazen komik olan, söylenen kelimelerde ya da hikayede saklı değildir, gizli kalan toplumsal bir çelişkinin ortaya sunuluş biçimindedir.

Konu yine geldi, fikrin nasıl servis edildiğine.

(Bu, komedi dünyasında ikiyüzlülüğü ortaya çıkarmak için bilindik bir hikaye anlatım tarzı ama ilk kez bu yazıyla karşılaşan varsa, benzer bir hikayeyi Anthony Jeselnik, Netflix’teki Fire in the Maternity Ward gösterisinde anlatıyor.

Özellikle seyircilerin yukarıdaki hikayenin benzerini dinledikleri yerde, gösterinin ortalarında olması lazım, duraksayarak gülüşlerine kulak verin.

*Gülsem bir dert, gülmesem bir dert.*

Hatta bu adamın kara mizahtan bahsettiği röportajları da dinleyebilirsiniz. Sahnedeki gibi bir karakter değil, hepsi şovun parçası.)

Böylece, zeki komedyen kara mizah üstünden toplumu sinir eder. Önce sizin tarafınızdaymış gibi hikayeyi anlatır. Güvende hissettirir. Ardından toplumun düşünce zincirindeki çarpıklardan/çelişkilerden/boşluklardan sizi vurur ve kendini iyi hissetmeyi önceliklendiren insan denen canlı, ters ayakta yakalandığı için bu duruma sinir olur.

“İnsanlara gerçeği söylemek istiyorsanız, onları güldürün, aksi takdirde sizi öldürürler.” – George Bernard Shaw

(Bu yazı ilk kez 19 Aralık 2023 tarihinde X platformunda yayınlanmıştır.)

Bu yazıyı kaleme aldığımda Ricky Gervais’in Armageddon gösterisi henüz yayınlanmamıştı ve bu gösteriyi izlerken şunu düşündüm;

İnsanların kelimelerden alınması, kelimelere takılması, kelimeleri dert etmesi, bütün istatistikler bunu söylese ve karamsar insanlar tersini iddia etse de dünyanın daima gelişme halinde olduğunu gösteriyor.

Çünkü bu kadar alıngan olabilmek için, bu kadar alıngan olabilecek boş zamanının olması lazım.

Gerçek dertler kapıyı çaldığında, bir şakayı kendine dert edinenler de trajedi + zaman denklemi sağlandıktan sonra kendi alıngan hallerine gülecekler.

“Hayvanlar alemindeki en iyi beyne sahip, her şeyi düşünecek. Kendisinden 100 kat daha güçlü canavarları alt edecek silahlar üretecek. Buzul çağında onların kürklerini giyecek. Kıtlıklar çekecek, dünya savaşlarından geçecek. Ama en sonunda kelimelerden korkmaya başlayacak.” – Ricky Gervais